Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Attila İlhan

Nereden Yazdırıldığı: Dokuz Eylül Üniversitesi Forumu
Kategori: Kültür-Sanat
Forum Adı: Şairler
Forum Tanımlaması: Edebiyatın önde gelen şairleri...
URL: http://www.deuforum.com/forum_posts.asp?TID=1782
Tarih: 25/Mayıs/2019 Saat 00:14


Konu: Attila İlhan
Mesajı Yazan: chero
Konu: Attila İlhan
Mesaj Tarihi: 02/Ekim/2006 Saat 23:41
Attila İlhan

1925 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde doğdu.İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığından Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığına geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam, Dünya, Milliyet, Söz, Güneş, Meydan) 1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı, senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Bel başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad), Ateşten Damlalar (Memduh Ün), Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç), Şoför Nebahat (Metin Erksan), Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen), Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Şimdi İstanbul’da bağımsız yazar.

İlk şiiri Balıkçı Türküsü, Yeni Edebiyat gazetesinde çıkmıştı (sayı: 23,1.10.1941), ilk düzyazısı ise (Kültürümüz Üzerine Düşünceler) Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili Gazetesi’nde (29.10.1944). Duvar kitabına aldığı Cabbaroğlu Mehemmed şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda ikincilik almasıyla tanındı.Şairliğinin ilk on yılını, destan boyutlarıyla ve duygusal, gergin bir hava içinde, İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya adamıştı. Zamanla (1955- ) toplumcu kollayışı bırakmamakla birlikte tek insanın duygu dünyasından kesitler verdi; artistik abartmalarla ve yerli dünya görüşüne de yaslanarak, bireysel temaları işledi. Aynı gerginlik ve gerilim kendine özgü bir söz dizim ve hazinesiyle at başı, çarpıcı benzetmelerle zenginleşmiş romanlarında da görülür. Eleştiride uzun zaman toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kalmıştı.

ESERLERİ
Şiir kitapları: Duvar (1948), Sisler Bulvarı (1954),Yağmur Kaçağı (1955), Ben Sana Mecburum (1960), Bela Çiçeği (1962), Yasak Sevişmek (1968), Tutkunun Günlüğü (1973), Böyle Bir Sevmek (1977), Elde Var Hüzün (1982), Korkunun Krallığı (1987), Ayrılık Sevdaya Dahil (1993).

Romanları: Sokaktaki Adam (1953), Zenciler Birbirine Benzemez (1957), Kurtlar Sofrası (1963/64), Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974), Yaraya Tuz Basmak (1978), Fena Halde Leman (1980), Dersaadet’te Sabah Ezanları (1981), Haco Hanım Vay (1984), O Karanlıkta Biz (1988).

Gezi notları: Abbas Yolcu (1957).

Deneme-anı türü: Hangi Sol (1970), Hangi Batı (1972), Faşizmin Ayak Sesleri (1975), Hangi Seks (1976), Hangi Sağ (1980), Gerçekçilik Savaşı (1980), Hangi Atatürk (1981), Batının d... Gömleği (Gazete yazıları, 1981), İkinci Yeni Savaşı (1983), Sağım Solum Sobe (Gazete yazıları, 1985), Yanlış Erkekler Yanlış Kadınlar (1985), Ulusal Kültür Savaşı (1986), Sosyalizm Asıl Şimdi (1991), Aydınlar Savaşı (1991), Kadınlar Savaşı (1992), Hangi Edebiyat (1993), Hangi Laiklik (1995),Hangi Küreselleşme (1997), Bir Sağ Kırmızı Karanfil
(gazete yazıları, 1988).

Senaryosunu yazdığı Sekiz Sütuna Manşet (6 bölüm) 1982’de, Kartallar Yüksek Uçar (12 bölüm) 1984’te, Yarın Artık Bugündür 1986’da, Yıldızlar Gece Büyür (16 bölüm) 1992’de, Tele-Flaş (13 bölüm) 1993’de TV dizisi olarak oynandı. Atilla İlhan’ın Bütün Şiirleri Bilgi Yayınevi tarafından basılıyor (1983).

Tutuklunun Günlüğü kitabıyla Türk Dil Kurumu 1974 şiir Ödülü’nü, Sırtlan Payı romanıyla da 1974-1975 Yunus Nadi Armağanı’nı kazandı.

Hangi Batı
Anılar ve Acılar 2
Atilla İlhan
Bilgi Yayınevi / Atilla İlhan Bütün Eserleri Dizisi

Bütün aydınlarımızca, Batı sorununun yeniden söz konusu edildiği bugünlerde uzun yıllar Batı'da yaşamış bir ozanımız Attila İlhan, kendi görüş ve değer yargılarını, bir sanatçı titizliğiyle kaleme aldığı bu anılarında yansıtmıştır. Yazar, kitabının bir yerinde şöyle demektedir: "Lisede
'Sophokles' okuduk, klasik Türk musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş, Batı klasiklerine körü
körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki 'Sinan Leonardo'dan önemsiz, Mevlana Dante'den küçüktü, Itri ise Bach'ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti."


Hangi Atatürk
Anılar ve Acılar 5
Atilla İlhan
Bilgi Yayınevi / Atilla İlhan Bütün Eserleri Dizisi

"... 'Hangi Atatürk', hemen her gün gözden geçirdiğimiz, hemen her gün bir başka boyutunu bulup ortaya çıkarmaya çalıştığımız, tarihin hemen her gün yeni bir yorumuna konu olan bu başlığı, hep 'kırkıncı odayı açan' bir yazarın yarına yönelik kaleminden, üzerinde mutlaka durulması gereken saptamalar içinde veriyor..."

HAKKINDA YAZILANLAR

ATİLLA İLHAN’A BÜYÜK SUÇLAMA !! BİR DÖNEMİN ÜNLÜ GAZETECİSİ BEDİİ FAİK, ÜNLÜ ŞAİR ATİLLA İLHAN'IN, İÇİNDE BİR SÜRÜ İSMİN OLDUĞU, ‘‘TÜRKİYE KOMÜNİSTLERİNİN İÇYÜZÜ’’ ADLI DOSYAYI POLİSE SATTIĞINI SÖYLEDİ..

haberturk.com 17 Mayıs 2001

Tempo Dergisi'ne konuşan bir dönemin ünlü gazetecisi ve Dünya Gazetesi'nin eski sahibi Bedii Faik, ünlü şair Atilla İlhan'ın, içinde bir sürü ismin olduğu, ‘‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’’ adlı dosyayı polise sattığını söyledi. Faik, İlhan'ın kendini topluma iyi yutturduğunu da iddia etti.

Bir dönemin ünlü gazetecilerinden Bedii Faik anılarını yazdığı son kitabında geçen ‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’ adlı dosyayı ‘polise satan kişi’nin ünlü yazar Atilla İlhan olduğunu öne sürdü. Tempo Dergisi'nin bu haftaki sayısında yeralan ‘‘Atilla İlhan ‘Komünistlerin İçyüzü'nü polise sattı’’ başlıklı röportajda Bedii Faik, kitabında üstü kapalı olarak yazdığı dosya satışının Atilla İlhan tarafından yapıldığı iddia etti. Röportaja göre Bedii Faik, Dünya Gazetesi’nin sahibiyken gazeteye ‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’ başlığıyla bir dosya ulaştığını belirterek şunları söyledi:
‘‘Baktım bu başlık altında bir sürü isim ve not. Bu isimler dosyayı getiren kişinin arkadaşlarıymış. Ama herkes var. Dönemin 1'inci Şube Müdürü Ahmet Topaloğlu'nu aradım. ‘Bu tefrikayı neşredersek devletin tahkikatına zarar verir mi' diye sordum. Güldü, ‘Filanca mı, daha önce bu dosyayı bize sattı. Gönül rahatlığı ile yayımlayabirsiniz' dedi. Çilingiroğlu'na (Müessese Müdürü) dosyayı teslim ettim ve ‘Bu adamı iyi tanıyın, bir daha kapıdan içeri sokmayın' dedim’’

KENDİNİ İYİ YUTTURMUŞ

Bedii Faik, bu kişiyi ‘‘Bir dönem devlet sanatçısı yaptılar. Maaş aldı. Televizyonu açtığınızda kasketi kafasında ahkam kesiyor. Kendini iyi yutturmuş ve cemiyet iyi yutmuş. Ben yutulan bu parçayı mideden çıkarabilirim ya da midesi bozulsun da diyebilirim. Avukatlarıma danıştım. Herkes yazmamı istedi ama savunamayacaklarını da söylediler. Üstü kapalı yazdım. Adam bir halt işlemiş kendine yazılan mektupları neşretmiş’’ diye tanımladı. ‘‘Tarifiniz Atilla İlhan'a benziyor’’ hatırlatması üzerine de Faik ‘‘Evet. Onu üçüncü ciltte yazacağım. İnşallah bir halt daha işler’’ dedi.

Gazeteden hemen kovulmuş

Olay, Bedii Faik Dünya Gazetesi'nin sahibiyken gerçekleşiyor. Bedii Faik, önüne, ‘‘Türkiye Komünistlerinin İçyüzü’’ adlı dosya gelince bir bakıyor, bir sürü isim... Devletin yapacağı tahkikatı etkiler mi, etkilemez mi diye dönemin 1. Şube Müdürü Ahmet Topaloğlu'nu arıyor. O da, ‘‘O kişi (Atilla İlhan) daha önce o dosyayı bize sattı. Sen de gönül rahatlığıyla yayınlayabilirsin’’ diyor. Bedii Faik de hemen müessese müdürünü arıyor ve Atilla İlhan'ı gazeteden kovduğunu söylüyor.
 
 
 
 
 
 
 
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun.

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir cuma çalıyor
Durup köşe başında d...ksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun.

Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin
Kötü rüzgar saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
 
 
 
 
 
 
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür

şarabın gazabından kork
çünkü fena kırmızıdır
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
karakollar taranır
yağmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
direkler çatırdar yalnızlıktan
sehpada

pir sultan ölür

son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâk
çeşmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunsüleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
 
 
 
 
 
 
kimi sevsem sensin / hayret
sevgin hepsini nasıl değiştiriyor
gözleri maviyken yaprak yeşili
senin sesinle konuşuyor elbet
yarım bakışları o kadar tehlikeli
senin sigaranı senin gibi içiyor
kimi sevsem sensin / hayret
senden nedense vazgeçilemiyor

her şeyi terk ettim / ne aşk ne şehvet
sarışın başladığım esmer bitiyor
anlaşılmaz yüzü koyu gölgeli
dudakları keskin kırkızı jilet
bir belaya çattık / nasıl bitirmeli
gitar kımıldadı mı zaman d...niyor
kimi sevsem sensin / hayret
kapıların kapalı girilemiyor

kimi sevsem sensin / senden ibaret
hepsini senin adınla çağırıyorum
arkadamdan şımarık gülüşüyorlar
getirdikleri yağmur / sende unuttuğum
hani o sımsıcak iri çekirdekli
senin gibi vahşi öpüşüyorlar
kimi sevsem sensin / hayret
in misin cin misin anlamıyorum
 
 
 
 
 
 
 
 
Ayrılık Sevdaya Dahil

Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMI
 
 
 
 
 
 
 
 
Üçüncü Şahsın Şiiri

gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgar aklımı alırdı
sessizce bir cigara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım
Şair : Attila İlhan
 
 
 
 
 
 
 


-------------
''iktisadiyet demek herşey demektir!'' M.Kemal ATATÜRK




Cevaplar:
Mesajı Yazan: LaCiVeRt
Mesaj Tarihi: 03/Ekim/2006 Saat 21:10
İstanbul Ağrısı / Attila İlhan

kanatları parça parça bu ağustos geceleri
yıldızlar kaynarken
şangır şungur ayaklarımın dibine dökülen
sen
eğer yine İstanbul'san
yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim

pancak pancak şiirler tüküreceğim
demek yine ben
limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
mavi asfaltlara çökmüş
diz bağlıyor
eğer sen yine İstanbul'san
kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
sirkeci garı'nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
intihar dumanlari içindeki haydarpaşa'dan
anadolu üstlerine bakıp bakıp
ağlayan
sen eğer yine İstanbul'san
aldanmıyorsam
yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine senin emrindeyim
utanmasam
gozlerimi damla damla kadehime damlatarak
kendimi yani şu bildigim attila ilhan'i
zehirleyebilirim

sonbahar karanlıkları tuttu tutacak
tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor
imtihan çığlıkları yükseliyor üniversite'den
tophane iskelesi'nde diesel kamyonları sarhoş
direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler
uykusuz dalgalanıyor

ulan İstanbul sen misin
senin ellerin mi bu eller
ulan bu gemiler senin gemilerin mi
minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında
liman liman götüren
ulan bu mazot tüküren bu dövmeli gemiler senin mi
akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar
neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor
antenlerinden
neden
peki İstanbul ya ben
ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy
gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu abbas
ya benim kahrım
ya senin ağrın
ağır kabaralarınla uykularımı ezerek d...ksiz yaşattığın
çaresiz zehirle kusan çılgın bir yılan gibi
burgu burgu içime boşalttığın
o senin ağrın
o senin

eğer sen yine İstanbul'san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen
eğer yine İstanbul'san
eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim

ulan yine sen kazandın İstanbul
sen kazandın ben yenildim
kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
yine emrindeyim
ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa
parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam
hiç bir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa
yanılmıyorsam
sen eğer yine İstanbul'san
senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir

ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kimbilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül'ünde birader mırc ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık


-------------
Her kırmızının kirlettiği sarıyı bir LaCiVeRt temizler...


Mesajı Yazan: LaCiVeRt
Mesaj Tarihi: 03/Ekim/2006 Saat 21:11
PİA

ne olur kim olduğunu bilsem pia'nın
ellerini bir tutsam ölsem

böyle uzak uzak seslenmese
ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
otelleri bomboş bulmasam
içlenip buzlu bir kadeh gibi
buğulanıp buğulanıp durmasam
ne olur sabaha karşı rıhtımda
çocuklar pia'yı görseler
bana haber salsalar bilsem
içimi büsbütün yıldız basar
bir hançer gibi çıkıp giderdim

ben bir şehre geldiğim vakit
o başka bir şehre gitmese
singapur yolunda demeseler
bana bunu yapmasalar yorgunum
üstelik parasızım pasaportsuzum
ne olur sabaha karşı rıhtımda
seslendiğini duysam pia'nın
sırtında yoksul bir yağmurluk
çocuk gözleri büyük büyük
üşümüş ürpermiş soluk
ellerini tutsam pia'nın
ölsem eksiksiz ölürdüm...

attila ilhan

P.S Ne olur kim olduğunu bilsem Pia'nın... Gözleri deviren

-------------
Her kırmızının kirlettiği sarıyı bir LaCiVeRt temizler...


Mesajı Yazan: LaCiVeRt
Mesaj Tarihi: 03/Ekim/2006 Saat 21:14
Attila İlhan'ın cok sevdıım ıkı sıırı...:))

-------------
Her kırmızının kirlettiği sarıyı bir LaCiVeRt temizler...


Mesajı Yazan: zübük
Mesaj Tarihi: 06/Ekim/2006 Saat 02:20
Bende Attila İLHAN'ın bazı şiirleri kendi sesinden var. İsteyen olursa gönderebilirim.

-------------
Değer mi lan bi kevaşeye?


Mesajı Yazan: chero
Mesaj Tarihi: 06/Ekim/2006 Saat 02:23

Orjinalini yazan: zübük

Bende Attila İLHAN'ın bazı şiirleri kendi sesinden var. İsteyen olursa gönderebilirim.

 
eger burdan lınklerını verırsen super olur kemal. hemen ındıreyım


-------------
''iktisadiyet demek herşey demektir!'' M.Kemal ATATÜRK



Mesajı Yazan: dşler kralçsi
Mesaj Tarihi: 24/Ağustos/2007 Saat 21:52
garson masa iyi manzarayı değiştir
sırasımı mehtabın yıldız yağmurunun
bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
sapa bi yerindeyim umutsuzluğumun
hava soğuk olmalı ağaçlar bütün duman
eğer bulabilirsen ölü bir kar getir
beyazlığı kalın bir su gibi uzayan
bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
batan bu köhne şilebte ne işleri var
garson masa iyi manzarayı değiştir
büyük şimşek çakmalı gök gürültüsü falan
şöylr dalları kıran şakırtılı bi yağmur
köpek havlaması bulut karanlığından
zehir bulabilirmisin öabucak öldürecek
artık arsenikmi olur siyanürmü
hangisi olursa hepsi işime yarar
yoksa bir tabanca bul bi avuç mermi getir
bu gece yalnızım onlar gelmeyecek
batan bu köhne şilebte ne işleri var.
                                                         attila ilhan


-------------
Nereler değişmiştir bu kadar yılda bir şehirden bin şehir olarak döndüm..


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 04/Eylül/2007 Saat 21:18
korkunun bıraktığı yerdeki kız
ölümünü o dakika tanıyor
bir muamma intihar nedeni
oysa genç az bulunur bir ağız
teni hiç kullanılmamış elleri yeni
 
korkunun bıraktığı yerdeki kız
yasaklarını mı aşamıyor
bir başkası mı olmak isteği
yoksa kendine mi ulaşamıyor
yok mu bir yürekten seveni
 
korkunun bıraktığı yerdeki kız
hızla karanlığa azalıyor
çizgilerinden çıktı bedeni
ortada kan kokusu kalıyor
ne geleni var ne gideni
 
                               ATTİLA İLHAN- ayaküstü intihar     


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: cyda
Mesaj Tarihi: 29/Kasım/2007 Saat 23:21

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara

ATTİLA İLHAN



-------------
KARANLIĞA KÜFREDECEĞİNE KALK DA BİR MUM YAK ...


Mesajı Yazan: Zatoichi
Mesaj Tarihi: 26/Haziran/2008 Saat 23:04
 
ZEYNEP BENİ BEKLE
zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
söyle kim önleyebilir buluşmamızı

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
pancurların çarpıldığı lodos geceleri
rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
her akşam koridordaki ayak sesleri
yanlış çaldığını zannetiğin telefon
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
saati durmamalı ufak sorumlulukların
resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
bak mektuplar birikmiş yine masamda
fakülteler açılacak bak bugün yarın
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
başladığımız filmi birlikte bitireceğiz
Atilla İlhan


-------------
Ne senin adın Yûsuf, ne de ben Züleyhâ’yım.
Sanma ki ellerimden yırtılacak gömleğin...
Lâkin bir gün Züleyhâ olup gelirsem sana,
Yûsuf gibi karşıla, asil, iffetli, serin...


Mesajı Yazan: denizz
Mesaj Tarihi: 01/Eylül/2008 Saat 15:15
öldüğünü duyunca gözlerim dolmuştu :/  çok sevdiğim bi şairdi kendisi


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 08/Eylül/2008 Saat 02:55
    
        SEVMEK İÇİN GEÇ ÖLMEK İÇİN ERKEN
 
 
akşamın acı su karanlığı içinden
soğuk kadife teması yalnızlığın
şuh bir kahkaha balkonun birinden
gizli işareti midir bir başlangıcın

sevmek için geç ölmek için erken

başbaşa çay elele yürümek derken
boğaz vapurları mı iskele sancak
telefonda kaybolmak sesini beklerken
insan insanı yeniler doğrudur ancak

sevmek için geç ölmek için erken

içimdeki gökkuşağı besbelli neden
bulutların içinden kuşlar yağıyor
bir şiire başlarsın birini bitirmeden
hiç kimse gözlerine inanamıyor

sevmek için geç ölmek için erken

sevmek sevildiğini bile farketmeden
yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
sevmek zehir zemberek ve yürekten
gecikerek de olsa vuruşur gibi

sevmek için geç ölmek için erken
 
     
   ATTİLA İLHAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 08/Eylül/2008 Saat 02:57
    
     YAGMUR KAÇAGI
 
Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telaş telaş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylülse ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.
  
   
          ATTİLA İLHAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 08/Eylül/2008 Saat 03:00
  YALNIZLIĞI DENEMEK
 
gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın

insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın
 
  ATTİLA İLHAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 08/Eylül/2008 Saat 03:07
         ELDE VAR HÜZÜN
 
söyleşir
evvelce biz bu tenhalarda
ziyade gülüşürdük
pır pır yaldızlanırdı kanatları kahkaha kuşlarının
ne meseller söylenirdi mercan koz nargileler
zamanlar değişti
ayrılık girdi araya
hicrana düştük bugün
ah nerde gençliğimiz
sahilde savruluşları başıboş dalgaların
yeri göğü çınlatan tumturaklı gazeller
elde var hüzün
o şehrayin fakat çıkar mı akıldan
çarkıfeleklerin renk renk geceye dağılması
sırılsıklam aşık incesaz
kadehlerin mehtaba kaldırılması
adeta düğün
hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün
 
  ATTİLA İLHAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Kasım/2008 Saat 14:31
BELKİ GELMEM GELEMEM

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
 
ATTİLA İLHAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: tuba_39
Mesaj Tarihi: 03/Aralık/2008 Saat 16:20
Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin


-------------
life is a risk


Mesajı Yazan: omço
Mesaj Tarihi: 03/Aralık/2008 Saat 16:24

bu şiir atilla ilhan'ın en sevdiğim şiirlerindendir.teşekkürler:P

ayrıca Ahmet Kaya da çok iyi seslendirmiş bu şiiri.dinlemenizi tavsiye ederim.



-------------
yeryüzü boşaldı,habersiz miyiz?
güneşe göç var da kalan biz miyiz?


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 16/Ocak/2009 Saat 15:53
dağ başını efkâr almış
gümüş dere durmaz ağlar
gözyaşından kana kesmiş gözlerim
ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
ağlar ağlar cihan ağlar
mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
altmış üç ilimiz altmış üç yetim
yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
her geçen seni bizden parça parça götürür
mustafa'm mustafa kemal'im

diz dövdüm şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im

nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
sol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'i kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im


-------------


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 16/Ocak/2009 Saat 15:55
daha önce bıçaktan hiç su içmedim
hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım
gururlu bir gemiyim oldum bittim
sabah olur yelkenlerimi saklarım
özgürlük dediğim yerde demirledim

üstüme varma bulutları tutamam
böyle paldır küldür gideceklerdir
gelmezsen farketmez kimseyi aramam
asıl sevdiklerim en içimdekilerdir
onlarla yaşarım eğer yaşarsam

olur mu gecemi yeşile çalmak
yıldız çivilemek parmakuçlarıma
ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak
hiç doğmamayı isterdim ama
bir kere doğmuşum ölmek yasak

-------------


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 16/Ocak/2009 Saat 15:56
Bu bizim gökler gibisi hiç bir dağda çatılmamıştır
Yıldızlarımızın titremesi yüreğine deprem indirir
Hiç bir yerde bu denize bu acı tuz katılmamıştır
Topraktan sağdığımız pekmez güneşin başını döndürür



-------------


Mesajı Yazan: cyda
Mesaj Tarihi: 08/Şubat/2009 Saat 18:08
Attilâ İlhan'a Dair...

"bir ozan"

Attilâ İlhan
İlk 1946’da duydum Attilâ İlhan’ın adını. Cumhuriyet Halk Partisi.. (Yazıma türkçe olmadığını bildiğini tilcik (kelime) girmesin diye ona da ‘Kamulbuyrum Tüz Bölemi” ya da “Dernemi” diyebilirdim, neme gerek? özel addır, ben karışmıyayım, onu değiştirmeği de yetkili olanlar düşünsün.) Cumhuriyet Halk Partisi ozanlar yarışmasına gönderilmiş yırlar (şiirler) arasında öden (mükâfat) almağa değerli bulacaklarımızı seçmek için toplanmıştık. Behçet Kemal Çağlar okuyor, biz de dinliyorduk. Attilâ İlhan’ın “Cebbar oğlu Mehemmet” adlı koçaklaması okunurken çoğumuz bir doğrulduk:

Rivayet şöyledir kim:
Dumanlı bir güz akşamı
Şu mor dağlar efendim
Destur demiş de yürümüş,
Silkinip kalkmış ayağa.



Tanımıyorduk kendisini. Ancak kim olursa olsun, kaç yaşında olursa olsun, bu Attilâ İlhan’ın güzel deme nedir kavramış bir kişi olduğu belliydi. Sekiz yargımandık, yanılmıyorsam altımız, ikinci öden için oyumuzu ona verdik.
O günden beri Attilâ İlhan’ın yırlarını toplu olarak görmeği dilerdim. Bir çiçekle ilkyaz olmıyacağı gibi bir yırla da bir ozanın gerçek değeri kestirilemez. “Eğer maksûd eserse mısra-i berceste kâfidir” demişler, o da doğrudur ya ne bileyim? usumuzu kandırsa bile içimizi kandıramıyor bu söz; bir ozanın biricik güzel köğügü (mısraı) ile değil uzunca bir yırıyla da yerinemiyoruz; onunla kalmasın, daha versin istiyoruz. Attilâ İlhan’ın birkaç yırını da dergilerde gördüm, onlar da yetmedi bana. Şimdi “Duvar” adlı bir betik çıkarmış, içinde, kimisi küçük küçük, otuzdan çok yır var. Kesin bir yargı için daha pek erken olsa bile o ozanın yapıtı (eseri) üzerinde artık düşünebiliriz.
Kesin bir yargı için daha çok erkendir dedim; belli ki Attilâ İlhan daha pek genç, belki de bir çocuk: ilk betiğindeki en eski yırlar 1945’te yazılmış. Bundan sonra değişecek, gelişecek, olgunlaşacak, ustalaşacaktır. Onunla birlikte bizim yargılarımız da değişir. Hele birkaç yıl geçsin, bugün severek okuduğumuz yırlarını bakalım gene beğenecek miyiz? Değme (her) yenide, yıllarla aşınmasından korkulacak bir çekicilik vardır. Bir yana bırakalım bunları da Attilâ İlhan’ın yırlarını bugün beğeniyor muyuz? onu araştıralım.
Duvar’da sevdiğim yerler de var, sevmediğim yerler de. Attilâ İlhan, Anadolu deyişlerine özenince içinde türkçe olmıyan tilcikler bulunsa bile seviyorum dediklerini. Doğrusu, bunu tellim (daima) başaramıyor, güzel güzel giderken bir de bakıyorsunuz, şaşırıveriyor, o konuşma sözleri arasına, o toprak kokan sözler arasına birtakım betik sözleri karıştın veriyor:

Şimdi bir türkü yakılmaz mı adına
Dal boylu, dalyan vücutlu çilekeş Ümmühan’ın?
Pehlivan ile birleşmiş macerası
Birinin bağrı oyulmuş, diğeri üryan kılınmış,
Derken ağızdan ağıza yayılmış türküsü...


Vücut, macera, diğer gibi tilciklerin ne yeri var burada? Demek istediğim yanlış anlaşılmasın: o tilcikler öz türkçe olmadıkları için yadırgamıyorum: üryan da türkçe değildir, gene de işlemiştir tüzün diline, vücut, macera, diğer ise işlememiştir. Oysaki Attilâ İlhan o çizekleri aldığım yırını tüz dille yazmağa özenmiş. Daha böyle ağdıklar (kusurlar) gösterebilir. (Şunu da söyliyeyim ki Attilâ İlhan bu takışıyı (itirazı) bana çevirip: “Sen de tüzün dilini kullanmıyorsun, belki bütün Anadolu’ya işlemiş arapça, farsça tilcikleri çıkarıp yerlerine kimsenin bilmediği türkçelerini yazıyorsun” demeğe kalkmasın, ben bir ozan değilim, tüz dilile yazmağa özenmiyorum, boyuma bakmadan bir dil kurmağa çalışıyorum.)
Attilâ İlhan’ın yıllarla bu ağdıklarından kurtulacağını, yurdumuz kişilerini daha iyi dinleyip onların diliyle yazacağını betiksil (kitabi) sözlerden kurtulacağını umuyorum. Duvar’ı alın da içinde Türkiye adlı yırı bulup okuyun, onu yazana bakın ozan demez misiniz? benim gibi siz de ondan daha dolgun yazılar ummaz mısınız?

Sen Türkiye’sin: Sağdıcım, kirvem Türkiye,
İnsanların, insanların, ah senin insanların!
Morca gözlerinden öpsem, namuslu gözlerinden.
Asiye’m: işveli. Hatice: fistanı dal işlemeli.
Sen kırk köyün içinde şanlı Zeynebim.
Sahanı vurdular yirmi yaşında, köprü başında.
Gel yılmaz Mahmudum. Gel Bilâloğlan.
Arabamın atlan, deh, deh, deh amanda!
Ha burası Karadeniz, gemiler yatar limanda
Deryalar aslanı, Şems-i Bahri Kâmil Reis.
Bu insanlar senden gelir, sana gider.
Tarlaya savrulmuş buğday gibi Türkiye!

Okuyun o “Türkiye” adlı yırı, daha neler bulacaksınız içinde (Sırası gelmişken şunu da söyliyeyim: yurdumuza “Türkeli” demeyip de “Türkiye” dememize bir içerliyorum ki! Ne biçim diyeceğimizi de bilmiyoruz: Tür-ki-ye mi? Türk-ye mi? Türk ya mı? hangisi? Biri de uymuyor ağzımıza. Uymaz a! elin İtalyanının ia eki Türkün ağzına ne diye uysun?)
Attilâ İlhan’ın bu türlü yırlarını ağdıkları üzerinde pek de durmadan, ben beğendim. O ozanda bir kişi oğlu serisi, bir özgürlük dileği var ki onu da iyi buluyorum. Bence kişi oğlunu sevmiyenlerin özgürlüğü övmeleri de, özgürlüğe gönüllerinden bağlı olmıyanların kişi oğluna ilgi göstermeleri de boştur: kişi oğlu güzeldir, yücedir, özgürlük içinde gelişip duygularını, düşüncelerini olduğu gibi söyliyebilince güzeldir, yücedir. Attilâ İlhan Amerikalı koca bahtı (barde) Whitman’ı bilmem okumuş mudur? Yırlarında onun etkisinin izlerini görür gibi oldum; okumamışsa da okusun; ondan, kendine uygun çok nenler (şeyler) öğreneceğini sanıyorum.
Duvar’da beğenmediğim, sevemediğim yerler de oldu. Yırların birkaçını, örneğin (meselâ) betiğe adını veren “Duvar”ı biraz karanlık buldum, onda da okuyanı sarıveren sözler yok değil, ancak bütünü ışıksız kalmış.. Betiğin üçüncü bölümü, “Aşka dair şarkılar”... Attilâ İlhan bunlarda da sevgilisiyle başbaşa kapanmıyor, gene kişi oğlu sevisinden, özgürlük dileğinden ayrılmıyor; yalnız şu var ki bunlarda ozanlığı bırakıp, Anadolu dilini bırakıp ozansılığa (şairaneliğe) özeniyor. Bir yırında şöyle diyor:

Saçların örülmüş, örülmüş olsun
Ve beyaz ellerin geceye karşı çıplak.
Porselen tabakta yıkanmış kayısılar.
Yere düşmüş bu kitap, bir şiir kitabı.
İçinde hürriyetten bahseden mısralar.

Bir başka yerde de:

Saatler gelip geçerken başımızdan
Usul usul tül yelkenli gemiler

gibi..
Bunlar okuyana artık Whitman’ı, benim gibi Attilâ İlhan’ın da sevdiğini sandığım daha başka şairleri değil, Fransızların şu tüyler ürpertici Samain’leri, Paul Geraldy’leri yok mu? İşte onları andırıyor. “Tül yelkenli gemiler”, “yıkanmış kayısı dolu porselen tabakların yanında yere yuvarlanmış, koşuk betikleri” düşünecek olduktan sonra

Çukurova’nın nihayetinde (neden ta bir ucunda değil de nihayetinde?)
Tutmuşlar cümle ufku, pervasız
Yücesinde kuş barınmaz Gâvurdağları.
Uçma sahan, uçma garip düşersin,
Maraş’tan bu yana geçit bulunmaz.
Bu dağlar Gâvurdağlarıdır.
Karşı durulmaz” gibi sözleri neden söylemeli?

Attilâ İlhan’ın ozansılıktan günden güne kurtulacağını, dilini daha yalınlaştırıp olgunlaştıracağını, belki de büyük koçaklamalar (destanlar) yazmağa özeneceğini sanıyorum. Şimdiden şunu söyliyebiliriz: onda öyle işlere girişeceğini, girişince de başaracağını umduran bir güç seziliyor, erkekçe bir ses duyuluyor. Yeni ozanlarımızın iyilerinden biri diye sayabiliriz.

ulus, 17 şubat 1948
Nurullah ATAÇ



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat